YEDİNCİ BÖLÜM: İŞE YARAR NİTELİKLER
Bana gelince, Çingene eşkiyası kendisi için işlerin
sarpa saracağını sezdiği ve bu nedenle cehennemlik adamlarını birer bahaneyle
ayrı ayrı yönlere göndermeye başladığı günlerden birinde, benim olanın gömülü
olduğu yeri bana söylemişti. Git dediği gün, git dediği yere gittim.
Yanaklarımdan şıpır şıpır gözyaşları süzülerek payıma düşen tuhaf mirası
söylediği kara taşın altından çıkardım. Benim olan tam da ihtiyaç duyduğum
kadardı. Parayla kendime iyi bir at, iyi giysiler ve silahlar satın aldım.
Giyinip kuşanıp at sırtına süvar olunca adamakıllı
askere benzemiştim, cebime de biraz harçlık kalmıştı.
Savaşlar, bozgunlar ve boz bulanık hülyalar arasında
nazlı nazlı akıp giden bu on altı mevsim boyunca ben nasıl olduğum yerde
kalmayıp yavaşça çocukluktan erişkinliğe geçmişsem; her daim tepemizde salınan
oynak sınır çizgisi de yerinde durmamış, göksel ve devasa bir gölge misali, o
da bir kez daha üzerimizden yavaşça kayıp geçmiş ve neticede ayaklarımızı
bastığımız yer bir kez daha İslam toprağı olmuştu.
Bense bir kez daha yeryüzünde yazgımla başbaşaydım.
İşe yarar bazı niteliklerim yok değildi. Serhadlerde
doğup büyümüş olanların birçoğu gibi hem lisanı Engürüsiye hem de lisanı
Osmaniye yeteri kadar hakimdim. Böyle iki dilli olmak buralarda yaygın bir
özelliktir fakat her iki dilde de okuyup yazmak, hele o yaşta bir çocuk için,
nadirdir. Slovakça, Nemsece, Çekçe, Sırpça, Hırvatça ve eğer lisandan sayılacak
kadar hükmü varsa Çingene dilinde rahatça söyleşebiliyor, İtalyan lehçelerini
ise, pek ahenkli konuşamasam da, belli bir kulak yatkınlığıyla, oldukça iyi
anlıyordum. Hepsinden önemlisi, haydutluk yılları boyunca bölgenin her yanını
girdisiyle çıktısıyla karış karış öğrenmiştim. Elbette Macar ovasında yetişmiş
olanların birçoğu gibi iyi silahşör ve iyi biniciydim de. Hiçbiriyle
övünemeyeceğim bu niteliklerim sayesinde ve bir dizi tesadüfün yardımıyla bir
uç kalesinde askeri kılavuzluk ve tercümanlık hizmetine girdim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder